top of page

AMSTERDAM, HOLLANDA: AVRUPA'NIN EN ''ÖZGÜR'' ŞEHRİ

  • 7 Haz
  • 11 dakikada okunur

Amsterdam, Kasım 2025


Amsterdam ile yollarımız, 2025’te Pegasus’un yaptığı o güzel sonbahar-kış kampanyalarından birinde kesişti. Noel pazarları dönemine denk getirmek isteyerek Amsterdam gidiş – Köln dönüş bir uçuş planladık. Amsterdam aslında uzun zamandır görmek istediğim bir yerdi; hatta birkaç kez niyetlenip gidemediğimiz, içimizde hep “bir gün” olarak kalan şehirlerden biri.


Tarihi, özellikle Noel pazarlarının kurulduğu döneme denk getirmeye çalışsak da, bu konuda pek şanslı değildik. Biz şehirden ayrıldıktan bir iki gün sonra kuruldu. Kısmet diyelim.


Amsterdam’a dair hislerime gelecek olursam, biraz “ne umdum ne buldum” kısmından bahsetmek isterim. Açıkçası gelirken beklentim, bilmiyorum çok yüksekti. Daha çok seveceğimi, daha çok etkileneceğimi düşünüyordum. O kadar da bayılmadım.


Gitmeden önce sıkça duyduğumuz o klişelere gelirsek. Her yer “ot” mu? Evet. Fuhuş bu kadar görünür mü? Evet. Peki bu durum rahatsız edici mi? Hayır. Hatta tam tersine, bu kadar özgürlüğün ve erişimin olduğu bir şehirde kendini bu kadar normal ve güvende hissetmek, bana daha şaşırtıcı geldi.


Hadi gelin, bu Avrupa'nın en ''özgür'' şehrini birlikte keşfedelim.


Amsterdam'da şehir içi ulaşım

Amsterdam'da şehir içinde metro, tren, tramvay oldukça yaygın.


Tek kullanımlık bilet ya da OV-chipkaart almak açıkçası bize çok mantıklı gelmedi. En pratik ve mantıklı yöntem, direkt kredi kartınızla toplu taşıma kullanmak.


Sistemi şu şekilde işliyor: araca binerken kartınızı okutuyorsunuz, inerken tekrar okutuyorsunuz. En önemli nokta bu. Çünkü sistem en uzun mesafeye göre ücret kesiyor. Eğer inerken kart okutmazsanız, fazla ücret kesiliyor ve bunu geri alma şansınız olmuyor.


OV-chipkaart almanın dezavantajı ise, kartı kullanabilmek için içine minimum 20 Euro bakiye bulunması gerekiyor, kartınızdaki bakiye 20 Euro altında ise kullanamıyorsunuz bakiye yükleyip 20 Euro üzerine çıkartmanız gerekiyor ve ayrıca kart için de ekstra ücret ödüyorsunuz. O yüzden kısa süreli seyahatlerde çok mantıklı değil.


Bir diğer önemli detay da şu: ister OV kart kullanın ister kredi kartı, her kişi için ayrı kart gerekiyor. Yani iki kişiyseniz, iki ayrı kart kullanmanız lazım. Ayrıca trenlerde kontrol olursa, kredi kartınızı göstererek de ödeme yapıp yapmadığınız kontrol edilebiliyor.


Benzer şekilde havalimanında indiğinizde de şehir merkezine trenle geçerken, kredi kartınızı okutup çok rahat geçebilirsiniz. İndiğiniz durakta tekrar okutarak, para iadenizi alabilirsiniz. Diğer pek çok şehirdeki gibi havalimanı şehir merkezi arası tarifesi farklı değil.


Amsterdam'da yeme içme

Amsterdam yemek konusunda maalesef “efsane bir şehir” değil. En ünlü yemekleri, patates kızartması ve stroopwaffle.


🍟 Patates kızartması için 2 durak baya ünlü.


Manneken Pis
Manneken Pis

Manneken Pis: Amsterdam Centraal’dan çıkıp Dam Square’a doğru yürürken sağ tarafta karşınıza çıkan, şehrin en meşhur patatesçilerinden biri.

Önünde genelde uzun bir kuyruk oluyor ama gözünüz korkmasın, hızlı ilerliyor. Porsiyonlar oldukça büyük, sos seçenekleri ise saymakla bitmiyor. Oturacak yeri yok, alıp kanal kenarında yiyebilirsiniz. Lezzet kısmına gelirsek, tartışmaya pek açık değil. Orta boyu 3.95 Euro, üstüne parmesan ve/veya 1.95 Euro ve sos tanesi 0.95 Euro, 2 tanesi 1.5 Euro.



Fabel Friet
Fabel Friet

Fabel Friet: Burası klasik patatesçilerden biraz farklı. Düz patates + sos yerine, üstü bol malzemeli patatesler yapıyorlar. Cheddar sos, trüf, mayonez, parmesan. Burası da oldukça lezzetli. Aynı şekilde buranın da oturacak yeri yok. Bence her ikisi de denenmeli. Fiyatları 6.95-7.40 arasında değişiyor.




Stroopwafel
Stroopwafel

🧇 Stroopwafels: İki ince waffle arasında akışkan karamel şurubu. basit gibi duruyor ama güzel. Şehirde taze ve sıcak yapan yerler de var. En ünlülerden biri Van Wonderen Stroopwafels. Ama açık konuşmak gerekirse, biraz pahalı. Daha uygun fiyatlı ve gerçekten taze yemek isterseniz, adresiniz Albert Cuyp Market olmalı. Burada Rudi’s Original Stroopwafels güzel bir seçenek. Bir de işin “deneyim” kısmı var. Kendi waffle’ınızı yapmak isterseniz, yine aynı bölgede bulunan The Stroopwafel Workshop’a katılabilirsiniz. Bu arada illa sokakta yemek zorunda değilsiniz. Marketten aldığınız paketli stroopwafeller de gayet güzel.



🧀 Peynir: Amsterdam’da adım başı peynirci var ve gerçekten çok lezzetliler. Şehirde en çok karşınıza çıkacak yerler ise Henri Willig ve Old Amsterdam.

Bu tarz dükkânlarda çeşit çeşit peynirleri tadıp, beğendiklerinizi evinize götürmek üzere satın alabilirsiniz. Özellikle farklı aromalı olanları denemek keyifli oluyor.

Ya da daha uygun fiyatlı olsun derseniz, marketlerde de aynı peynirlerin birçoğunu bulabilirsiniz.


🍫 Tony’s: Amsterdam'ın ünlü çikolata markası. Tuzlu karamellisini ben çok sevdim. Tony’s Chocolonely Super Store adında kendi mağazasının yanı sıra, Albert Heijn gibi süpermarketlerde 3-4 Euro bandına bulabilirsiniz.


Bagelboy
Bagelboy

🥯 Bagelboy: Biz Albert Cuyp Market'e pazar günü gitme gafletinde bulununca maalesef birkaç yer hariç koca cadde kapalıydı. Bagelboy bizim açlığımızı gidermek için oturduğumuz ama oldukça beğendiğimiz bir yer oldu. Lokal ve daha özenli bir yer. Ekşi mayalı bageller yapıyorlar ve içleri de baya dolu dolu. Biz avo smash ve chicken avo bagellerden yedik, çok da beğendik. Fiyatları 9.95-10.95 Euro arası değişiyor.




Moca
Moca

☕🍫 Moca – Sıcak Çikolata: Albert Cuyp Market civarında denk geldiğimiz, önünde uzun bir sıra görünce merakımızdan sırasına girdiğimiz ve açıkçası soğuk havada ilaç gibi gelen bir yer oldu. Kremayı bildiğiniz şişme simit gibi bardağın etrafına sarıyorlar, sonra da üstünü pürmüzle yakıyorlar. Sıcak çikolatamızı alırken öğrendik ki, yakın zamanda Tiktok'ta viral olmuş bir mekanmış. Bu kalabalık ondanmış. Oturacak yeri yoktu ama sıcak çikolatası fena değildi.


Amsterdam Konaklama - Bizim deneyimimiz

Amsterdam’da konaklamamızı aslında önceden ayarlamıştık. Ama gitmemize çok kısa bir süre kala, bizden önce gitmiş birinin deneyimini duyunca son dakika bir değişiklik yaptık. İyi ki de yapmışız.

Holiday Inn Express Amsterdam - Sloterdijk Station by IHG otelde 3 gece, kahvaltı dahil toplam 374 Euro’ya konakladık. Amsterdam için bu fiyatlar gerçekten oldukça iyi; çünkü şehirde konaklama ciddi anlamda pahalı.

Konum olarak da bizi fazlasıyla memnun etti. Otel, tren istasyonunun hemen yanında yer alıyor ve bu sayede merkeze ulaşım oldukça kolay. Aynı zamanda FlixBus duraklarına da çok yakın olması, bizim gibi başka bir şehre geçiş yapacaklar için büyük bir avantaj sağlıyor.

Kahvaltısı gayet yeterliydi. Ama bizi en çok mutlu eden şey, küçük ama çok tatlı bir detay oldu. Oda temizliği istemediğimiz günlerde, otelin barında kullanabileceğimiz bir içecek ikram ettiler. Günün yorgunluğuyla odaya çıkmadan önce barda bir şeyler içmek… gerçekten çok iyi geldi.



Amsterdam Gezi Rehberi - Amsterdam Gezilecek Yerler

📍 Dam Meydanı (Amsterdam’ın Kalbi)

Dam Square, Amsterdam’ın en merkezi ve en hareketli noktası. Şehre ilk adım attığınızda yolunuzun mutlaka düşeceği, hatta çoğu zaman farkında olmadan tekrar tekrar uğrayacağınız bir yer.

Tarihi 13. yy'a dayanmakla birlikte, zamanla şehrin ticaret merkezi haline gelmiş, 17. yüzyılda ise farklı pazarların, özellikle de balık ticaretinin yoğun olduğu bir alan olarak kullanılmış.

1808 yılında Napoleon Bonaparte’ın Hollanda yönetimini devralmasıyla birlikte, meydanın çevresindeki yapılar bugünkü önemini kazanmaya başlamış.


Royal Palace Amsterdam
Royal Palace Amsterdam

Meydanın en dikkat çeken yapılarından biri, hemen önünde geniş bir alan açılan Royal Palace Amsterdam. Yapımı 1648'e dayanıyor. 1808 yılında Napolyon’un kardeşi Louis Bonaparte Hollanda Kralı olunca, burayı saraya çevirip kullanmaya başlamış. Eskiden belediye binası olarak kullanılan bu yapı, bugün kraliyet sarayı olarak hizmet veriyor. İçeriye girebilirsiniz. Güncel ücreti için linke göz atabilirsiniz.


Tam karşısında ise Nieuwe Kerk (Yeni kilise) yer alıyor. 14. yüzyılda inşa edilen bu yapı, adının aksine aslında oldukça eski bir geçmişe sahip. Yüzyıllar boyunca önemli dini ve kraliyet törenlerine ev sahipliği yapmış. Günümüzde de Hollanda kraliyet ailesinin tahta çıkış törenleri burada gerçekleştiriliyor. Bugün ise, aktif bir ibadet yeri olmaktan çok, dönemsel sergilerin düzenlendiği bir kültür alanı olarak kullanılıyor. Giriş ücreti sergiye göre değişmekle birlikte genelde 10-12 Euro civarında.


Meydanın ortasında yükselen anıt ise National Monument Amsterdam. II. Dünya Savaşı’nda hayatını kaybeden Hollanda vatandaşları anısına yapılmış.


Dam Meydanı günün her saati kalabalık. Sokak sanatçıları, turistler, güvercinler, fotoğraf çekenler.. Herkesin yolu bir şekilde burada kesişiyor. Açıkçası çok uzun vakit geçirilecek bir yer değil belki ama Amsterdam’ın nabzını hissetmek için uğrayacağınız noktalardan biri burası.

Dam Meydanı


🎭 Madame Tussauds Müzesi

Dam Meydanı’nın hemen yanında yer alan ve özellikle ilk kez gelenlerin ilgisini çeken turistik duraklardan biri.

Dünyaca ünlü isimlerin birebir ölçülerde hazırlanmış balmumu heykelleriyle yan yana gelip fotoğraf çekebildiğiniz bir balmumu müzesi. Madame Tussauds’un ilk ve orijinal şubesi Londra’da bulunuyor.

Adını 1761-1850 yılları arasında yaşamış Fransız balmumu sanatçısı Marie Tussaud’dan alıyor. Balmumu heykel sanatını dünyada geniş kitlelere tanıtan en önemli isimlerden biri olarak kabul ediliyormuş.


Bileti online'da daha uygun. Resmi sitede, Amsterdam Dungeon ile Madame Tussauds için kombine biletler sunuluyor. Bu ikisini kombine almayı da düşünebilirsiniz.


Benzerini Eskişehir'e gitmiş olanlar bilir :) Evet, Yılmaz Büyükerşen Balmumu Heykeller Müzesi.


🕊️ Anne Frank Evi

Anne Frank, II. Dünya Savaşı sırasında Nazi işgalinden kaçmak için ailesiyle birlikte yaklaşık 2 yıl boyunca (1942-44) bu evde saklanan Yahudi bir kız çocuğu. Saklandıkları süre boyunca günlük tutuyor ve aslında bugün bildiğimiz hikâyenin büyük kısmı o satırlardan geliyor.

Ama hikâye maalesef burada bitmiyor. İhbar ediliyorlar ve evde saklanan toplam 8 kişi yakalanıyor. Önce farklı kamplara gönderiliyorlar, ardından Anne Frank henüz 15 yaşındayken tifüs hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor.

O evde saklanan 8 kişiden sadece babası, Otto Frank, hayatta kalabiliyor. Savaş bittikten sonra, onlara yardım eden kişilerden biri eve geri dönüyor ve Anne’in günlüğünü bulup babasına teslim ediyor. O günlük de zamanla kitap haline getirilip tüm dünyaya yayılıyor.


Günümüzde ise o ev, müze olarak ziyaretçilere açık. Güncel giriş ücretleri için şu linke bakabilirsiniz.


Bir de evin hemen yakınında, küçük bir Anne Frank Statue bulunuyor. Çok büyük ya da gösterişli bir şey değil ama hikâyeyi bildikten sonra önünden geçmek bile insanı durup düşündürüyor.

Anne Frank Evi


🔴 Red Light District (De Wallen)

Gelelim, Amsterdam'ı Amsterdam yapan o yerlerden birine. Red Light District, ilk duyduğunuzda biraz gözünüzde büyüyen ama gidince daha “normal” hissettiren bir yer. Bölgede yüzlerce vitrin bulunuyor.

Kırmızı ışık yanan vitrinlerde kadınlar yer alıyor. Bazı sokaklarda ise mavi ışıklı vitrinler de görebilirsiniz. Bunlarda trans kadınlar.


Red Light sadece vitrinlerden ibaret değil bu arada. Bölgede farklı “gösteriler” sunan tiyatrolar da var.


Sadece erkekler bölgede geziyor gibi düşünmeyin, partnerinizle de gezebileceğiniz bir nokta.


📌 Küçük not:

  • Fotoğraf çekmek kesinlikle yasak (özellikle vitrinlerde)

  • Gece saatlerinde gezmeniz daha mantıklı, çünkü gündüz sıradan bir sokak.

  • Kalabalık ve turistik olduğu için dikkatli olmakta fayda var


Red Light District


🌷 Bloemenmarkt (Çiçek Pazarı)

Burası dünyanın tek yüzen çiçek pazarı olarak geçiyor. Eskiden çiçekçiler tekneleriyle bu noktaya gelip çiçeklerini satarlarmış. Zamanla bu satış noktaları sabit hale gelmiş ve bugünkü çiçek pazarına dönüşmüş.

Ama açık konuşmak gerekirse, bugün gördüğünüz hali biraz daha turistik. Yani eskisi gibi “çiçek pazarı” hissinden çok, hediyelik eşya ağırlıklı bir durak.

Tezgahlarda en çok göreceğiniz şey ise Hollanda’nın simgesi haline gelmiş lale soğanları. Rengarenk paketlenmiş, hediyelik olarak satılan bu soğanlar oldukça popüler. Bunun yanında magnetlerden ahşap ayakkabılara kadar klasik turistik ürünleri de bolca görüyorsunuz.


🏛️ Rijksmuseum (Amsterdam Ulusal Müzesi)

Burası Hollanda’nın en önemli müzesi ve aslında sadece bir sanat müzesi değil; ülkenin tarihini, sanatını ve kültürünü bir arada anlatan dev bir kompleks.

Açık konuşmak gerekirse, burası “hızlıca girip çıkayım” denilecek bir yer değil. Eğer gerçekten gezmek isterseniz, en az 2-3 saatinizi ayırmanız gerekiyor. Hatta sanatla biraz daha ilgiliyseniz yarım gününüzü bile burada geçirebilirsiniz.

İçeri girdiğinizde en çok ilgiyi çeken eserlerden biri, Rembrandt’ın dünyaca ünlü tablosu The Night Watch. Ama müze sadece bundan ibaret değil. Johannes Vermeer gibi ustaların eserleri, eski dönem objeleri, gemi maketleri, günlük yaşamdan parçalar… Gerçekten çok geniş bir koleksiyon var.

Güncel ücretleri için link.

Rijksmuseum
Rijksmuseum
⛸️ Museumplein Buz Pateni Pisti (Schaatsbaan)

Rijksmuseum’un hemen önünde, kış döneminde kurulan buz pateni pisti. Bizim gittiğimiz dönemde (28 Kasım – 1 Aralık) kuruluydu ve açıkçası Amsterdam’daki en keyifli anlardan biri burasıydı. O soğuk havada, ışıl ışıl bir ortam, müzik eşliğinde kayan insanlar… gerçekten çok güzel bir atmosfer var. Tramvaydan inip o kalabalığı ve ışıkları görünce direkt içine çekiyor zaten. İsterseniz piste çıkıp kayabiliyorsunuz ama sadece kenarda oturup izlemek bile başlı başına bir aktivite. Özellikle akşam saatlerinde çok daha güzel oluyor.

Schaatsbaan museumplein


🎨 Van Gogh Müzesi

Van Gogh Museum, Amsterdam’da sanatla azıcık bile ilgisi olan herkesin yolunun düştüğü yerlerden biri.

İçeride, Vincent van Gogh’un hayatına ve eserlerine kronolojik bir şekilde tanıklık ediyorsunuz. Yani sadece tabloları görmüyorsunuz; adamın hayatını, iniş çıkışlarını, ruh halini adım adım hissediyorsunuz.

En bilinen eserlerinden bazıları burada sergileniyor. Özellikle Sunflowers (Ayçiçekleri) ve kendi portreleri, müzenin en çok ilgi gören parçaları arasında.

Güncel giriş ücretleri için tık.

Van Gogh Museum
Van Gogh Museum
🌳 Vondelpark

Vondelpark, Amsterdam’ın en büyük parklarından biri. Ama açık konuşmak gerekirse, daha çok şehrin nefes aldığı yer.

Şehrin o hareketli, kalabalık temposundan çıkıp birkaç adım attığınız anda kendinizi bambaşka bir atmosferin içinde buluyorsunuz. Herkesin kendi halinde olduğu, sakin ama yaşayan bir alan.

Biz gittiğimizde hava oldukça soğuktu. O yüzden uzun uzun oturup vakit geçiremedik belki ama yine de kısa bir yürüyüş bile iyi geldi. Özellikle sonbahar tonlarıyla parkın ayrı bir havası oluyor.

Vondelpark

🍺 Heineken Experience

Heineken Experience, Amsterdam’da en popüler aktivitelerden biri.

Eski Heineken fabrikasının içine kurulmuş, içeride ve bira yapım sürecinden markanın hikâyesine kadar her şeyi adım adım görüyorsunuz.

Güncel fiyatları için link.


🌊 Amsterdam Kanalları

Amsterdam denince akla ilk gelen şeylerden biri şüphesiz kanallar. Ama açıkçası burası sadece “güzel manzara”dan ibaret değil. Şehri şehir yapan şeyin büyük kısmı bu kanalların etrafında dönüyor. Amsterdam kanalları sadece güzel göründüğü için yapılmamış. Aslında tamamen ihtiyaçtan doğmuş.


Şehir, Amstel River etrafında kurulduğu için zamanla hem su kontrolü hem de ulaşım ciddi bir mesele haline gelmiş. 17. yüzyılda, yani Hollanda’nın “Altın Çağı”nda şehir hızla büyüyünce, bugünkü o meşhur kanal sistemi planlı bir şekilde inşa edilmiş.


Kanalların amacı aslında şunlar:

  • Suyu kontrol etmek (taşkınları önlemek)

  • Ticareti kolaylaştırmak

  • Şehri genişletmek


O yüzden bugün gördüğünüz o düzenli kanallar aslında tamamen planlı bir şehirleşmenin sonucu.


Bir de dikkat ederseniz, kanal kenarındaki evler hep dar ve yüksek. Bunun sebebi de eskiden ev vergisinin cephenin genişliğine göre alınmasıymış. Yani insanlar daha az vergi vermek için evleri dar ama yüksek yapmış.


🛍️ Albert Cuyp Market

Amsterdam’ın en ünlü ve en hareketli açık pazarlarından biri. Şehrin De Pijp bölgesinde yer alıyor. Yemek, kıyafet, hediyelik eşya, meyve-sebze ne ararsanız var. Ama açık konuşmak gerekirse, burayı özel yapan şey ürünlerden çok atmosferi. Sokakta yürürken bir yandan bir şeyler atıştırıyorsunuz, bir yandan tezgâhlara bakıyorsunuz. Özellikle taze yapılan stroopwafel ve patates kızartması için güzel bir durak. Genelde 09:00 – 17:00 arası açık. Pazar günü giderseniz her yer kapalı.


Amsterdam'da alışveriş

Amsterdam’a gelmişken, ister istemez insanın içinden “bir şeyler alayım” hissi geliyor. Kozmetik, giyim ya da küçük alışverişler için şehirde gerçekten güzel seçenekler var.


Bunun için en pratik rota, Amsterdam Centraal Station’dan çıkıp Dam Square yönüne doğru ilerlemek. Kanal boyunca dümdüz yürüdüğünüzde, sağ tarafınızda klasik Primark ve TK Maxx gibi daha ulaşılabilir markaları görüyorsunuz.


Sol tarafınızda ise Amsterdam’ın en bilinen lüks alışveriş noktalarından biri olan De Bijenkorf Amsterdam yer alıyor. Çok katlı bu mağazada daha üst segment markalara göz atabilirsiniz.


Primark’ın arka sokaklarına girdikçe, Uniqlo’dan Sephora’ya, AllSaints’ten Lululemon’a kadar her bütçeye hitap eden sayısız seçenek var.


📸 Amsterdam Kanalları – En Güzel Fotoğraf Durakları

Şehir zaten başlı başına bir fotoğraf karesi olsa da yine de “en güzel nerede durayım?” diyorsanız, birkaç nokta gerçekten öne çıkıyor.


1. Seven Bridges (7 Köprü) – Reguliersgracht

Amsterdam’ın en ikonik fotoğraf noktası. Aynı hizaya dizilmiş 7 köprüyü tek kadrajda görebiliyorsunuz. Özellikle akşam saatlerinde ışıklar yandığında ayrı güzel.


2. Magere Brug (Skinny Bridge)

Gece ışıklandırmasıyla tam bir kartpostal görüntüsü veriyor.


3. Jordaan Bölgesi Kanalları

Daha sakin, daha lokal bir atmosfer. Turistik kalabalıktan uzak, gerçek Amsterdam hissini yakalayabileceğiniz yerlerden.


4. Damrak (Merkezden ilk manzara)

Amsterdam’a ilk geldiğinizde gördüğünüz o klasik eğik evler fotoğrafı var ya… İşte orası burası.


5. Brouwersgracht

Fotoğrafçılar arasında en sevilen noktalardan biri.Köprü + kanal + ev kombinasyonu.


Amsterdam'a kadar geldik, yakın başka nerelere geçelim?
🏘️ Zaandam- Lego evleri

Zaandam, Amsterdam Centraal Station’dan trenle yaklaşık 10-15 dakika mesafede olan, kısa sürede ulaşabileceğiniz bir yer.

Ama buraya klasik anlamda “köy” demek çok doğru değil. Hatta ilk gittiğinizde biraz “tema park gibi” hissettirdiğini söyleyebilirim. Çünkü şehir merkezi, sonradan düzenlenmiş ve turistik olarak daha çekici hale getirilmiş.

Zaandam’ı asıl popüler yapan şey ise o meşhur otel: Inntel Hotels Amsterdam Zaandam. Üst üste dizilmiş gibi duran yeşil ev mimarisiyle, zaten şehrin önüne geçen bir yapı olmuş.

Açıkçası burada uzun uzun vakit geçirmeye çok gerek yok. Bir tur atıp, birkaç fotoğraf çekip, Zaanse Schans'a devam etmelik bir yer.

Ne kadar zaman ayırmalı derseniz; bir saat fazlasıyla yeterli.


Zaandam


🚲 Zaanse Schans (Yel Değirmenleri Köyü)

Zaanse Schans, Amsterdam’a kadar gelmişken bence mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. O klasik Hollanda manzaralarını hani hep fotoğraflarda görürüz ya, işte tam olarak burası.


Yeşil ahşap evler, kanalların kenarında dönen yel değirmenleri, her köşede ayrı bir kartpostal hissi… Biraz turistik, evet ama o kadar güzel ki bunu çok da önemsemiyorsunuz.


Eğer Zaandam tarafına geldiyseniz, buraya ulaşım da oldukça kolay. Otobüs veya trenle kolaylıkla köye ulaşıyorsunuz.


İçeride sizi sadece manzara değil; peynir tadımı yapabileceğiniz çiftlikler (Henri Willig Cheese Farm), ve bu çiftliklerde cüce keçiler, takunya yapımını izleyebileceğiniz küçük atölyeler de karşılıyor.


Zaandam ve Zaanse schans'ı aynı gün içinde gezebilirsiniz. Aşağıdaki yerler için ayrıca gün-ler ayırmak gerekir.

 Zaanse schans


📌Amsterdam’a gelmeden önce burayı planlarken, Furkan Reddit’te tam olarak bu köyde yaşayan birinin yazısına denk gelmiş ve özellikle Brouwerij Hoop’u önerdiğini görmüştü. Tamamen onun tavsiyesiyle buraya geldik.

İyi ki de gelmişiz.

Zaanse Schans’ın o turistik kalabalığından çıkıp o tarafa doğru yürüdüğünüzde, bir anda ortam değişiyor. Yol boyunca neredeyse hiç turist yok, daha sakin, daha gerçek bir Hollanda hissi başlıyor.

Mekân da aynı şekilde… tamamen lokal, abartısız ama çok keyifli. Kesinlikle tavsiye ederiz.


Brouwerij Hoop,  Zaanse schans


📍 Zamanımız olmadığı için gidemediğimiz ama en az bunlar kadar güzel olan yerler de var.


Volendam & Marken, o klasik Hollanda kasabası hissini yaşayabileceğiniz, sahil tarafında daha sakin ve keyifli rotalardan.


Giethoorn ise “masal köyü” olarak geçiyor. Araba olmayan, her yerin kanallardan oluştuğu, ulaşımın tamamen teknelerle sağlandığı oldukça farklı bir deneyim sunuyor.


Bir de eğer sezona denk gelirseniz, Keukenhof var. Lale tarlalarıyla ünlü, renklerin içinde kaybolabileceğiniz bir yer.


Son sözler,

  • Amsterdam gezilecek yerler birbirlerine hep yakın. Bu açıdan avantajlı bir yer. Az bir toplu taşıma kullanarak bu işi çözebilirsiniz. Yine de bir günde gezilecek bir şehir değil. En az iki üç gün ayırmalı, mümkünse planınızı, 4-5 güne yayarsanız, yakınlarda bulunan, yer yer Amsterdam'dan daha güzel diğer köy ve kasabalarını da gezme şansınız olur.


  • Amsterdam kanallarında tekne turu yapmak, bu şehrin bir klasiği. Centraal Station’ın hemen karşısındaki iskeleden katılabilirsiniz.


  • Bir diğer konu ise Amsterdam’ın meşhur bisikletlileri. Gerçekten abartısız, her yerde ve inanılmaz yoğunlar. Ve bisiklet yolları konusunda sıfır tolerans diyebilirim. Yanlışlıkla o yolda bir adım atmanız bile yeterli. Sadece zil çalıp geçmek yerine, el kol hareketleri ve söylenmeler ile insanı terörize etme durumları maalesef oluyor. Bu konuda dikkatli olun.


Buraya kadar geldiyseniz, Amsterdam gezisi planlıyorsunuzdur diye düşünüyorum.


Umarım keyifli bir seyahat olur.


Sevgiler,


Meltem

Yorumlar


bottom of page